Merhaba iş yaşamı

Alışamamışlığın, sıkıntının, karın ağrısının ikinci haftasındayız. Daniel Bensaid’in bahsettiği, işi olmayan giremez yazılı kapının arkasında… Çalışma yaşamına hoş geldiniz! Elinizdeki Radikal gazetesini bırakın, çiçekli elbisenizi çıkarın. Artık herkese bey ve hanım dediğiniz bir yerdesiniz. Çalışma arkadaşlarımla “peki bilmemkim bey” “oldu bilmemkim hanım” dışında hiç konuşmasam da onları sevmeye başladım. En alt kademedeki insanın, bir stajyerin duyduğu sempati bu, onlara acıyorum. İşe her zaman yorgun geliyorlar ve özel yaşamları, benim hayalini kurduğum bir özel yaşam değil. Her şey zaman ve planlama üzerine kurulu, haftasonları dahil yetiştirmek, düşünmek gereken şeyler var…

Ancak yine de dünyada üzerinde en az konuşulan ama paradoksal bir şekilde hayatımızın en büyük bölümünü kaplayan şeyden, çalışmaktan bahsediyoruz. Bazen öyle anlar oluyor ki, öyle ilginç minik şeyler göz kırpıyor ki bu yaşamdan, insan soluksuz kalıyor. Geçenlerde arkadaşım Deniz bana bir mesaj etti, senin yaptığın (iş, ceza, borçlar, miras) konulu porno, benimkisi (şirketler, ticaret) konusuz porno diye. O zaman çok hak vermiştim. Sadece belli prosedüral şeylerin kapışması gibi gelmişti bana henüz iki haftadır öğrenmeye çalıştığımız iş. Oysa o minik göz kırpma anlarında, bunları düşünmüyordum. Dilekçelerdeki, tutanaklardaki bazı gerçekler beni büyülüyordu. Kalbim çarpmaya başlıyor, bu kadar ilginç bir şeyin nasıl böyle sıradan bir formatın içinde bulunabildiğine aklım şaşıyordu. Sanki ezelden beri devam eden, sıkıcı bir porno filmi yarıda kesip baş aktris “of çok uykum geldi, uyuyalım mı?” demiş gibi hissediyordum. Şimdi bunlardan bazılarını izninizle paylaşacağım, umarım hoşunuza gider…

-Müdürün yemeğinin içinden çıkan çivi

….. Bey Merhaba,

….. işletmemizde üst düzey bir yöneticinin salatasından ekli dosyada resmini gördüğünüz çivi çıkmıştır.

Bunun sabotaj olduğu düşüncesindeyiz. Konuyla ilgili ……’de görev yapan personelin tazminatsız iş akdi feshi hangi şartlarda gerçekleşebilir?

Bu ilk değilmiş, daha önce de üst düzey yöneticilerin, müdürlerin yemeğine çivi, vida gibi şeyler konulmuş. Vay anasını dedim. Sefalet, şiddet, öfke… Hepsi bu fimdeydi. İlk katmanda bir öc alma hikayesi yatıyordu. Öfkeli işçi, bize yansımayan, ancak birazcık hissettiğimiz(aslında sosyolojik anlamda açık seçik ortada duran) bir nedenle haklı sebeple fesih nedeni yaratıyordu. Bu nedenden bir tehlike doğuyordu, müdürün ağzının ciddi şekilde yaralanması tehlikesi, ve elbette bu tehlike de bir korku ve güvensizlik ortamı yaratıyordu. Şimdi yapılacak olan, iş kanunu çerçevesine uygun bir kılıfla bu güvensizliği gidermek, işyerinde işverenin arzu ettiği üretim ortamını yeniden sağlamaktı. Aslına bakarsan bu, dilekçelerle, ihtarnamelerle yapılan bir savaştı. Gerçeklik tüm tuhaflığı, hüznüyle ordaydı, biz kanunlarda gerçekliğin gölgesinin izini sürüyorduk. Güçlü ve güçsüz dilekçelerde açık seçik görünmese de, gölgeler daha sonra gerçeği yeniden oluşturuyordu. Bana verdikleri görev: Haklı sebeple feshin şartları hakkında araştırma yapmak. Bunu yaparken şu Yargıtay kararına denk geldim:

-Başka İşçiye seni seviyorum demek (9. HD. 21.11.2002- 7403/21982)

“Somut olayda davacı işçinin davalı işyerinde çalışan bayan işçiye seni seviyorum şeklinde sataşmada bulunduğu, ve aynı davranışı karşı çıklmasına rağmen serviste arkasında oturarak devam ettirdiği, daha sonra da anılan işçinin ağabeyiyle bu nedenle kavga ettiği tanık beyanlarıyla açıkça doğrulanmıştır.

Bu durum işverence haklı fesih nedenidir. Davanın reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup…”

Vah zavallı Semih. Semih benim lisede aşık olduğum çocuğun adı. Kendisine seni seviyorum diye mektup yazıp vermiş, sonrasında akşamları etütten sonra bunların sınıfında bunu görmek umuduyla günlerce beklemiştim. Üniversitede bununla aynı sınıfa düştük. Tevekkeli değil, Ceza özelde sarkıntılık konusunu işlerken yan yan bana bakıyordu. Meğersem ilanı aşkı sataşma olarak görenler varmış. Ama bu kararı okurken seni düşünmedim değil okuyucu. Düşündüm. Bu karar da benden bir hediye olsun.

-İcra müdürüne felsefe yapan adam

Öğleden sonra bir avukatla adliyeye gittik, icra takibi yapmayı öğretmek için beni yanına aldı. 30. İcra müdürlüğünde bir adam parmağını müdürün gözüne soka soka “Ama anlamıyorsunuz, yani süreler ne içindir? Süreler ne içindir size soruyorum??!!! Ben üniversite mezunuyum, bunları anlayabilecek durumdayım. Durum çok a- ciiiil, anlatabiiyor muyum? Sizi şikayet edeceğim. Hayır, burda bir muvazaa kokusu mu alıyorsunuz ki hacze gitmiyorsunuz? Hani öyle pis işlerden kötü kokular gelir, anlatabiliyor muyum? Bu işten bir kötü koku alıyor musunuz? Öyleyse ne diye süre süre diye tutturuyorsunuz?”

Biraz kulak kabartıp durumu anladık. Adam icra takip talebi yapmış. Ancak kanunda yazan süre dolmadan hacze gidilemez. Bu süre karşı tarafın itiraz etmesi içindir. Son gün bile itiraz edebileceğinden, icra müdürünün bekleme zorunluluğu vardır, yoksa bu şikayet sebebidir ve kadıncağız işinden olabilir. Adam süre bitmeden hacze gidilsin istiyor. Bunu da “hayır yani süreler ne içindir, müdüre hanım sorarım size, ne içindir?” diye sorarak yaptırmaya çalışıyor. Neyse sonra adam çıktı ve memurun biri en doğru yorumu yaptı: “Hepimiz çok biliyoruz!”

-Gaspçıyı vuran taksici: aslan gibi yatarız

Üstüm olan avukat ablayla büroya dönmek için taksiye bindik. Taksici bize gaspa uğradığını anlattı. Ancak adamı daha sonra vurmuş. Tahliye edilmiş, hala da yargılaması sürüyormuş. “Gerekirse aslan gibi yatarız” dedi. Ben de sıcağın erittiği bit gibi kalmış azıcık beynimle bir sosyal tespit yapayım istedim: Bu ülkede hapse girmeyi bir son gibi gören de var, aslanlık olarak niteleyen de var. Yaptığım bu tespitle (dünyada 110.001. olarak) rahatladım, gözlerimi yumdum, geçmesini bekledim. O çok özledim gençliğime gittim. Salt bir umut, bir potansiyel olduğum günlere… Şimdi bir stajyerdim, ünlü bir avukatın da dediği gibi, stajyer demek etajer demek, en fazla bir etajer kadar işlevseldir. Ben salt bir umutken zannederdim ki okul bitince başka biri olacağım. Tam anlamıyla mutlu, tam bir insan. Gerçi düşününce, şimdi de mutsuz değildim. Kendi önemimi tüm gerçekliğiyle kavramıştım: çok önemli değildim. Ve bu gerçek büyüme gerçeğiydi ve beni mutlu ediyordu.

Ofise gidince artık gerçekten çok sevmeye başladığım … Bey ile … Hanım’a çay yapmayı teklif ettim. Böylece ilk diyalogumuzu yaşamış olduk.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s