SADO & SADO LAW FIRM

Her zamanki gibi 7’de işten çıktım, Beyoğlu’na arkadaşlarla buluşmaya gittim. Cem’e “gudbay partisi” yapılıyordu. Cem mastır için İngiltere’ye gidiyordu. Yeni açılan açıkhava barına girdiğimde uzun zamandır görmediğim iki kız arkadaşımı gördüm. Bunlar lisede çok iyi arkadaş olduğum kızlardı. Biri lise bittiğinden beri yurtdışındaydı, şimdi de Barselona’da konservatura kabul edilmiş. Öbürü Boğaziçi Yünivörsitide gender studies okumuş, şimdi Meksika’ya nümizmatik mastırı yapmaya gidiyordu. “Sen ne yapıyorsun?” diye sordular. Staj yaptığımı, Çağlayan’a, Bakırköy’e, Yenibosna’ya İdare Mahkemesi’ne gittiğimi, havaleleri kaybettiğimi, para yatırmayı unuttuğumu, bu sürecin acılı olduğunu, sıkıldığımı filan anlattım. 15 dakika sonra hala aynı şeyi anlattığımı fark edince bir durdum. İyice sıkıcı bir hal almaya başlamıştım.

Ben susunca onlar anlatmaya başladı. Boğaziçili olanın Meksika’da sevgilisi varmış, ama burda da varmış, Barselona çok güzelmiş, farelerin duygusal durumları ile ilgili bir mastır yapmış, ama tezini vermemiş, tango dersinde çok yakışıklı bir çocukla tanışmış. Onlar anlattıkça ben kahroluyordum. Neden derseniz şimdi aslında bu kızları ben seviyordum, zamanında kardeşten ayırmadığım bu kişileri kıskanmam söz konusu olamazdı. Ancak şu noktada yaşam tarzlarımızdaki göze batan farklılık bana seçimlerimi sorgulatır olmuştu. Ben de benzer bir hayatı arzuluyordum. Aynı şekilde içten içe bir soru vardı kafamda: “Nerden geliyor bu değirmenin suyu?” En sonunda o soruyu sordum: “Peki sizin geliriniz var mı?” dedim. Yok dediler. Sevinmiştim. Şimdi yaşadığım hayatın bir seçim değil zorunluluk olduğunu tekrar ediyordum kendime. Öte yandan bunları size anlatmaktan çekiniyorum. Çok iğrenç bir kişi olduğumu düşünüyorsunuz. Ama şu da var: tamam, bu iki arkadaşımı kıskanıyorum, ama aynı zamanda onlar parasız kalsın, sürünsün de istiyor değildim. Aksine “bırak bu işleri, gel bizim gibi yurtdışına mastıra git, sevdiğin bir konuda okumaya başla, para sorun değil” deselerdi, hep beraber Meksikalı çocuklarla dans etseydik…

Derken masada Tolga’yı fark ettim. Tolga üst dönemin en çalışkan çocuklarından biriydi. “Oo, Nevin’cim, gel bakayım yanıma, dertleşelim.” dedi. O da hukuk bitirmişti, çok iyi bir büroda çalışıyordu. “Kaçta çıkıyorsun?” dedi hemen. “7- 7 buçuk, bazen de 8 gibi” dedim. “Ooo, sizin büro iyiymiş.” dedi. “Biz 11 gibi çıkarız. Tabi 1e 1 buçuğa kaldığı oluyor.” dedi. Şimdi o çok ünlü konuya girmeye zevkli bir hazırlık yapıyordum: BÜYÜK BÜROLAR. Dırınının!!!

Tolga’da garip bir hal vardı. Aslında çok da içmemişti ama havası alınmış bir balona benziyordu. Satır aralarındaki bezginliği, acıyı hissedebiliyordum. Tangocu kızları bırakıp tamamen onu, o acıların çocuğunu dinlemeye başladım ve iki saat boyunca hiçbir şey demeden onun acılarını dinledim.

Eve geldiğimde çok yorgundum, hemen yattım ve tuhaf bir rüya gördüm.

Büyük bürolardan birinde çalışıyordum. Ancak evde çalışıyordum. Daha doğrusu işim bitmiş, eve gelmiştim. Ama “partner” (büyük bürolarda ortakları anlatmak için bunun Tükçesi yokmuş gibi kullanılan İngilizce sözcük) da benimle gelmişti. Ben evden çıkmak ve Barselona’dan gelmiş tangocu arkadaşımla buluşmak istiyordum. Ancak partner izin vermiyordu. “Saat kaç ki çıkmak istiyorsun?” diye bağırıyordu. “Koskoca kadınsın hala arkadaşlarınla buluşmaya mı gideceksin?” Derken bana ticaret hukukundan sorular sormaya başladı. Bilemeyince aşağıladı ve bana evdeki çamaşırları astırdı. Çok yorgundum ve çamaşırları asmaktan anam ağlamıştı. Artık açık açık ağlamaya başlamıştım.

Bunu gören partner “Gel yanıma” dedi. Yanına oturdum. Elini dizime koydu. Ve gözlerimin içine baktı…

Kararlı, sadist bir bakış. Efendinin kölesine bakışı. Ama seksiydi. Alabildiğine seksiydi. Normalde ittireceğim el, dizimi yakıyordu. Bu erotik bir rüyaydı bile diyebilirim. Ter içinde uyandım.

Çözmüştüm. Woody Allen haksızdı. Woody Allen, komik söz bağlamında yıllar önce bir laf etmiş: “Bazı insanlar homoseksüeldir, bazıları heteroseksüeldir, bazıları da hiç seks düşünmezler. Onlar avukat olurlar.” Ama ben şimdi bunun yanlışlığını biliyordum. Avukatlar aseksüel değildi. Avukatların o kadar çalışmalarının sebebi seksti. Onlar sado mazoşisttiler. Tolga’nın gözlerinde gördüğüm o bezgin, kabüllenmiş bakış, aslında gizli bir “tatmin alanı” olduğunu, çalışmaktan, aşağılanmaktan zevk aldığını ortaya koyuyordu. Peki ya ben? Ben asla sado mazoşist olmayacaktım. Evet, bu rüyayla neden mazoşist olunur anlamıştım ama o yola girmeyecektim.

 X Hanım’a “X Hanım, bugün staj başvuru işlemleri sebebiyle büroya gelemeyeceğim.” diye mesaj attım. “Tamam canım.” diye bir cevap geldi.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s